Ana Sayfa, Genel, Kişisel Gelişim

Varoluşsal Krizle Başa Çıkma Rehberi

kendini hırpalama

Size bir iyi bir de kötü haberim var.

İyi haber: Her şey yoluna girecek. Mezun da olacaksınız, istediğiniz gibi bir iş de bulacaksınız, çok para da kazanacaksınız, hayatınızı bir düzene de oturtacaksınız.

Kötü haber: Her şey yoluna girdiği anda varoluşsal kriz tüm şiddetiyle saklandığı köşesinden çıkacak.

Peki nedir bu varoluşsal kriz? 

Aslında en temel tanımıyla varolma ve hayatta anlam bulma sancısı. Şöyle düşünün. Bugüne kadar bize -hepimize- hep ne denildi? Derslerine çalış. Sınavlara gir. Önce bir mezun ol. İyi bir iş bul. Elin ekmek tutsun. Kendi hayatını kur. -Bitti- Çocukluğumuzdan beri kurgulanan ve empoze edilen yaşam tarzı bu olunca da ister istemez her şey yoluna girdiği anda bir kriz ortaya çıkmaya başlıyor. Öncesinde de çıkması muhtemel tabi ama evinin kirasını ödeyemeyecek bir durumdayken ve deliler gibi iş ararken hayatın anlamsızlığını pek sorgulamak önceliğimiz olmuyor.

İyi ama bu depresyon değil mi?

Ben klinik psikolog değilim ama kendi tecrübem ve yakın çevremden yola çıkarak iddia edebilirim ki varoluşsal kriz depresyon değil. Depresyondan farklı olarak, varoluşsal kriz sürecinde hayattan keyif almakla ilgili probleminiz olmuyor. Sadece genel olarak mutlu olsanız bile içten içe bir boşluk hissi sizinle gittiğiniz her yere gelmeye başlıyor. Çevreniz sadece güç, başarı ve üretkenlik üzerinden size planlar çizdiği için geldiğiniz yer ve başardıklarınız sizi mutlu etse de içten içe hayatınızın bundan sonrasının nereye gideceğini sorgulamaya başlıyorsunuz. Sosyal medyada herkes mutlu ve ne yaptığını iyi biliyor göründüğü için de kendinizden şüphe duyuyorsunuz.

Neden böyle oluyor?

Benim varoluşsal sorgulamalarım kendini ilk olarak “Sanki bir şey öğrenmem gerekiyor ama ne?” şeklinde ortaya çıktı. Ben de bunu bir işaret olarak kabul edip peşine düşmeye karar verdim. Şu an sorgulama ihtiyacı hissetmediğim ve hayatımın nereye aktığını öngörebildiğim için kendi varoluşsal krizimle bu yılki doğum günümde vedalaştığımı düşünüyorum. Büyük bir alkışınızı alırım çünkü krizin ilk çıkış tarihi 4 yıl öncesine tekabül ediyor. Bu süreçte yakın çevremde olanlar sorularımdan, sorgulamalarımdan, her şeyi en ince detayına kadar analiz etmemden yıldılar ama şu aralar hepsi aradığım şeyi bulana kadar peşinden gittiğim için beni tebrik ediyorlar. Bu da benim için bu 4 yılı ne kadar verimli geçirdiğimin bir işareti. Bu yazı da bir bakıma hayatımın yeni dönemine geçiş manifestom.

Bu süreçte bilim ve araştırma aşığı birisi olarak kişisel gelişimden, psikolojiye, felsefeden spiritüelliğe konuyla ilgili yüzden fazla kitap okudum. Yine aynı konularda yüze yakın eğitim amaçlı hazırlanmış video izledim. Birkaç workshopa katılıp eğitimcilere aklımdaki soruları sordum. Bir de aklımdaki soruları bütün tanıdığım, tanıştığım, aklına güvendiğim insanlara sordum. Hepsini birleştirirsem ortaya şu tablo çıkıyor:

  • Türk eğitim sistemi ne yazık ki insan odaklı değil. İnsani değerler, mutluluk ve huzur ön planda tutulmuyor. Bunun yerine milyonlarca öğrenci on yıllar süren bir yarışa sokuluyor.
  • Mezun olduktan sonra dahi iki ihtimal var: Başarılı ve başarısız olmak. Toplumsal başarı kriterlerimiz güçlü ve başarılı olmak üzerine kurulu.
  • Başarılı olan gruba takdirname, belge, sertifika, diploma gibi bir kağıt parçası takdim ediliyor. Somut olarak bir şey üretmenin ve gerçek anlamda üretken olmanın tadı genç nesil tarafından asla bilinmiyor.
  • Üniversite kulüplerine gelene kadar öğrencilerin sosyalleşmeyi ve sağlıklı iletişim kurma becerilerini öğrenip pratik etme imkanları olmuyor. Bu da insan mutluluğu üzerindeki en önemli faktörlerden biri olan sağlıklı ilişkilerin kurulmasına fırsat vermiyor.
  • Öğrenciye ilkokula başladığı andan itibaren nihani hedef iyi bir iş bulup gelecek kurmak olarak kodlanıyor. Doğal olarak bu aşamaya gelen birey yıllardır anlatılan hikayenin son basamağına ulaşınca afallıyor.

Peki bu krizle nasıl baş edilir?

  • Öncelikle herkesin krizi kendine, krizinizi sahiplenin. Yani evet bütün o aşamaları ilerledikten sonra ortak olarak bir varoluşsal kriz çekeceğiz ama hayatınızın hangi alanının tetikleyici olacağını bilemeyiz. Kimimiz insan ilişkilerini konumlandıramayacak, kimimiz hayalindeki işiyle ilgili hayal kırıklığına uğrayacak, kimimiz sorunun yaşadığı şehir olup olmadığını sorgulayacak. Oysaki insan hayatı bir bütündür ve yolda nelerin eksik kaldığını keşfetmek sizin bundan sonraki kişisel yolculuğunuz olacak. Bol bol okuyun, izleyin, dinleyin, tartışın ve insan olmanın sancısını dindirme sürecinin tadını çıkarmaya bakın.
  • İçinizdeki boşluğu anlamlandırmak adına her şeye balıklama atlamayın. “Doktora yapayım, geçer.”, “Evleneyim, geçer.”, “Küçük bir kahve dükkanı açayım, geçer.”, “Şehir değiştireyim, geçer.” yanılgısına kapılmayın. Önce bir sakinleşin ve hayatınızın ne yöne akmak istediğine odaklanın.
  • Hayatınızın bundan sonrasının nereye gideceğini bulmak için panik yapmayın ve acele etmeyin. Bu hayatta sizin için hangi insani değerlerin önemli olduğunu, nasıl bir ömür geçirmek istediğinizi ve sizi gerçekte neyin mutlu edeceğini bulmak için çıktığınız bir yolculuk. İnsan ilişkileriniz mi sizi tatmin etmiyor? Hayallerinizin işi sizi hayal kırıklığına mı uğrattı? İyi paralar kazanmaya başladınız ama satın aldığınız şeyler sizi mutlu etmek yerine mutsuz mu ediyor? Bütün kusur yaşadığınız şehirde mi? Hayatınızın neresi dışarıdan sorunsuz göründüğü halde size kabak tadı veriyor ona odaklanın. Çıkış tek yol olabilir ama kendi hikayenizde çıkışa giden yol önemli.
  • Mutluluk üzerine yapılmış araştırmalara ve evrensel gerçeklere odaklanın. İnanç sistemlerinden tutun psikolojiye, felsefeden tutun mitolojiye kadar her alanda tekrarlanan evrensel gerçekler var. Hepsi de doğru konuşmanın, insanlara nezaketle yaklaşmanın, elimizdekileri paylaşmanın önemini anlatıyor ki bu çok anlamlı. İçinde yaşadığımız dünyaya ne verirsek onu alıyoruz. Savunmasızlığı güçsüzlük sanmayı bir kenara bırakmak ve insanlığa sevgi vermeyi öğrenmek varoluşsal krizden çıkış için çok önemli.
  • Varoluşsal krizin en büyük sebeplerinden biri de çocukluktan gelen savunma mekanizmalarını yetişkinliğe taşımak. Geçmişimizden gelen sağlıksız alışkanlıkları, başkalarının hayattan çıkardığı yanlış dersleri ve enerjimizi azaltan davranışlarımızı geride bırakmayı öğrenmek gerek.
  • Ana odaklanmayı öğrenmek bir başka çıkış yolu. Bunu öğrenmenin gerekliliği ise iki yönlü: Hem yaşadığımız andan keyif almayı bilmek hem de elimizde kontrol edebileceğimiz tek şey şu an olduğu için ana odaklanmakta uzmanlaşmak gerek. Ben eskiden ana odaklanmayı fazla spiritüel ve hazcı bulurdum ama okudukça ve yaşadıkça fark ettim ki kafamın içinden çıkıp aktif olarak içinde bulunduğum ana odaklanmadıkça aslında hayatımın gerçekliğini de göz ardı ediyorum.
  • Hayatta keyfimiz, neyi isteyip istemediğimiz ve neye ihtiyacımız olduğu önemli şeyler. Bunlar bizim hayattaki sınırlarımız ve göz ardı edildiklerinde öfke duyuyoruz. O yüzden sınırlarımızı iyi tanımak ve üstüne basıldığında bunu dile getirebiliyor olmak gerek. Aksi takdirde öfke patlamaları ile ortalığı kırıp geçirmek söz konusu ve böylesi inanın daha kötü.
  • Öz şefkat önemli. Nasıl ki çiçeklere bile güzel söz söyleyince mutlu oluyorlar aynısını kendimize de yapmamız gerek. Kendini sevmek, iyi davranmak ve iltifat etmek kucağa biraz komik geliyor ama ben son 20 gündür deniyorum. Tek bir yorumum yok, deneyin ve kendiniz görün! 🙂
  • Önemli bir başka çıkış yolu ise şükretmekten geçiyor. Hayatta bir çok güzel şeye sahipsiniz. Bunlar için teşekkür etmeyi alışkanlık haline getirin. Hayatta sahip olduğunuz için sizi mutlu eden şeylerin bir listesini yapın ve gün içerisinde en az on dakika şükrettiğiniz şeylere odaklanın. İtiraf etmem gerekirse ben kendi listemi ilk yapmaya başladığımda çok ciddi değildim ama son maddeyi yazarken gözlerim dolmuştu. Hayatta anlam bulmayı hızlandıran bir pratik olduğu için şiddetle tavsiye ederim.
  • Çok yaptığım bir hata olduğu için bundan bahsetmezsem olmaz. Her insana eşit mesafede durup aynı değeri vermeyin. Kimisi iyi davranırsınız anlamaz, kimisine iyi davranırsınız karşılığında daha da iyi davranır. İşte burada biraz insan gözlemlemek gerek. Kim mutluluğunuzla mutlu oluyor? Kim hayatınıza karışmıyor ama desteğe ihtiyacınız olduğunda koşup geliyor? Kimlerle dengeli bir duygusal alışveriş içerisindesiniz? Belki de sürekli alan taraf sizsiniz ve farkında değilsiniz. İnsan ilişkilerinizde çıkış noktanız pozitif duygular üzerinden olsun. Aynı pozitiflikte karşılık veren insanlar hayatınızın içinde, biraz daha az pozitiflikte karşılık verenler yakınlarınızda, negatiflikle karşılık verenlerse uzak olsun. Onların daha hayattan alacakları dersler var ve o dersi vermekle yükümlü olan kişi siz değilsiniz.
  • İnsanların çoğu iyiliğe meyilli ve hayatta herkesin ama herkesin duygusal ihtiyaçları var. Her insan değer verilmeye, önemsenmeye, gözlerinin içine bakılmaya, sevgi ve şefkat görmeye, mutlu hissetmeye ihtiyaç duyuyor. Bu aşamada bir durup kendimize şunu sormak gerekiyor: Hayatımızdaki insanların duygusal ihtiyacını karşılıyor muyuz? Peki onlar bizimkileri karşılıyor mu? Yetişkinlik hayatında buna önem vermek önemli çünkü bazen duygusal ihtiyaçları göz ardı ettiğimiz için çuvallıyoruz. Bazen de kendi duygusal ihtiyaçlarımızı görmezden geldiğimiz için üzülüyoruz. Aslında en iyisi dengeli olmak.
  • Hayatta neyi talep ediyorsak o başımıza geliyor. Kararsızsak da kararsızlık içerisinde boğuluyoruz. Bu yüzden ne istediğin üzerine iyi düşünmek, sınırları iyi çizilmiş hayallerle yola çıkmak ve istediğimiz şeyin peşinden azimle ve tutkuyla uzun soluklu koşmak gerek. Yoldaki taşlara da fazla takılmadan ilerlemek gerek.
  • Hayatta talep ettiğimiz şey başımıza gelmiyorsa da o zaman hayata ne verdiğimize bakmak gerek. Sürekli negatiflik, sürekli mutsuzluk, sürekli şikayet görüyorsak muhtemelen hayata verdiklerimiz de negatiflik, mutsuzluk ve şikayet. O zaman krizden çıkmak için bu negatif şemayı tersine çevirmek gerek. Adalet, iyilik, sevgi, saygı, nezaket ve şefkat bulmak için bunları çevremize yaymayı öğrenmemiz gerekiyor. Sözcükler gerçekten sihirli. Krizden çıkmak için ilk önce negatif sözcüklerden kurtulmayı öğrenmeniz gerek.

Sevgiler,

Ayça

 

“Varoluşsal Krizle Başa Çıkma Rehberi” için 4 yorum

  1. Aslında kriz değil.🤷
    Varoluşçuluk veya egzistansiyalizm, genel olarak psikolojik ve kültürel devinimlerin; bireysel deneyimlerle birlikte var olabileceğini savunan felsefe akımı. Erdemlilik ve bilimsel düşünce birlikteliğinin insan var oluşunu anlamlandırmak için yeterli olamayacağını ve bundan dolayı mevcut birlikteliğin gerçek değer yargıları içinde yönetilen ileri düzey bir ulam (felsefi kategori) olduğu düşünülmüştür. İnsan yaradılışını anlamlandırma kesin olarak bahsedilen bu otantik gerçeklikle mümkündür.
    •İnsan yaradılışını anlamlandırma…

    Beğen

    1. Çok keyif aldım bu yorumu okurken. Ben de ek yapayım istedim. Hiçbir felsefe ve felsefeci beni bu konuda yeteri kadar açmadı ne yazık ki. Bahsettiğim de aslında felsefi varoluşçuluktan öte kendi terimlerim ile tanımladığım ve içinde bulunduğumuz toplum ve yetiştiriliş tarzımızla alakalı bir krizden ibaret. Bir nevi eğitim sistemimizin yarattığı bir kriz ve öz değer yargılarını bulma sorunu. Okumak isteyen tabi ki felsefi kaynakları da okusun ama şu bir gerçek ki 4 yıl okuyup kirasını ödemeyen bireyin insan yaradılışını anlamlandırma kaygısı ön plana çıkamıyor. Maslow’un hiyerarşisini düşününce mantıklı aslında. Sonrasında bir şeyler düzene girince ortaya çıkan anlam bulma kaygısı da bizim gibi okumanın her şeyin çözümü olarak sunulduğu gençlerde bir krize dönüşüyor.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s